6 Haziran 2011 Pazartesi

Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok



Final maçına kadar, hep bu yılki turnuvanın diğer Roland Garros'lardan ne kadar farklı bir şekilde geçtiğini düşünüyordum. Daha doğrusu içinde bulunduğumuz şartlar ve özel durumlar, bana böyle hissettiriyordu. Sanki daha bir merakla bekliyordum bu turnuvanın sonucunu; hem daha fazla favori, hem daha farklı beklentiler, hem de şampiyonluğun yanında içinde başka bir yarış da barındırdığından, farklı bir gözle bakıyordum 2011 Roland Garros'a.

Sonra, dünkü maçı izlerken bütün bu düşüncelerim kayboldu. Aslında bu durum, annemin dün maçı izlerken çaresiz bir şekilde serzenişte bulunmasıyla ortaya çıktı. Tenis kültürü, yılda birkaç defa benimle birlikte Grand Slam finali izlemekle sınırlı olan annem, "Oğlum, aynı isimler her seferinde dönüp dolaşıp birbirleriyle oynayıp duruyorlar, TRT 3'te yayınlananı hep Nadal kazanıyor (burada Roland Garros'u kastetti), sen de farklı bir şey oluyormuş gibi her seferinde merakla izliyorsun" deyince, bir anda bende şimşekler çaktı. Baktım ki, her şey aslında eskisi gibiydi. Yine bir Roland Garros finalinde, yine aynı isimler, bu isimler yine rahat rahat buralara gelmişler, final maçı yine aynı şekilde oynanıyor, Federer, Nadal karşısında yine aynı hataları yapıyor, Nadal, Federer karşısında yine aynı şekilde savunma yapıyor, maç yine aynı şekilde keyif verici vs. Düşündüm de, bütün bunlar Soderling'in araya bir kara kedi gibi girdiği iki yılı saymazsak, hep aynı şekilde devreden şeylerdi. Seyircilerin finalde Federer'i desteklemesi ve Federer'in de yarı finalde Djokovic'in serisine son vermesi gibi iki unsuru çıkarın, alın size RG 2008'in, 2007'nin, hatta özünde 2009'un, 2010'un tıpkısının aynısı. Bazen, olayları dışardan izleyenlerin görüşlerine değer vermek lazım, insan işin içinden o kadar geniş bir açıyla bakamayabiliyor. Siz de annenizle tenis maçı izlerseniz, bakış açınızın genişlediğini hissedebilirsiniz.

Oysa şu turnuva, sadece final maçının sonucunun farklı olmasıyla, tarihte bambaşka bir şekilde yer alabilirdi. Federer'in Roland Garros'ta Nadal'ı yenerek aldığı ilk şampiyonluk, uzun süren bir aradan sonra Federer'in kazandığı ilk Grand Slam, Nadal'ın tarihte RG'deki toplamda ikinci, finalde ilk yenilgisi, Federer efsanesinin geri döndüğü, hatta eskisinden bile ileri bir noktadan geri döndüğü turnuva vb. manşetlerle hatırlanabilirdi bu turnuva. Hem de sadece dünkü maçın sonucundan tersi bir sonuç çıkmasıyla olabilecek farklardı bütün bunlar.

Koca bir Grand Slam'in hikayesi, işte bu kadar basit bir şekilde, ince bir nüansla değişebiliyor demek ki. Bunu ben de ilk kez dün fark ettim. Gerekçeleri tamamen Fransız seyircilerinkiyle aynı olmakla beraber, ben de dünkü maçı Federer'in kazanmasını istemiştim. Bu sefer farklı geliyor demiştim kendi kendime, meğerse o da öncekilerin aynısıymış, yanılmışım.

Velhasıl, açıkçası korktuğum oldu. Soderling, nasıl ki 2009'da Nadal'ı eleyip Federer'in turnuvayı kazanması yönünde ona kıyak geçtiyse, Federer de, Djokovic'i eleyip aynı şekilde Nadal'a kıyak geçti. Şu turnuvada bütün cümleler dönüp dolaşıp Nadal'da birleşiyor zaten, bu nasıl iş anlamadım. Fazla kurcalamaya gerek yok demek ki. 

Eh be abi, adama demezler mi madem yenemiyorsun, yenebilecek adamı ne diye engellersin diye?

6 yorum:

Adsız dedi ki...

federer gibi bi şampiyon böyle küçük düşünceler içerisinde olamaz. seneye finalde yine yenileceğini bilse yine finale gelmek için elinden geleni yapar.

MELİH dedi ki...

Biliyorum, zaten benimkisi sadece ortaya çıkan durumdan şakayla karışık bir şekilde dem vurmak. Yoksa tenis gibi bireysel bir sporda hiçbir tenisçi falan turnuvayı şu kazansın diye herhangi bir eylemin içinde olmaz.

pattezbaskisi dedi ki...

Ayrıca halamın da bıyığı olsa amcam olurdu. Bu kadar farz-ı mahale hacet yok. Adam king beyler.

medgallis dedi ki...

melih'in sakasina ben de katiliyorum. djokovic, federer'in bunca yildir yapamadigini basarmis nadal'i nasil yenecegini ogrenmisti. kismet degilmis.

allah bizi bes sete uzayacak djokovic-nadal finalinden korusun diyerek basladigim turnuva, hic olmazsa bu dilegimin gerceklesmesi ile sona erdi: fizigine dikkat etmesi gerektigi icin havluyla sevisen, sortunu sokup cikartan, ayaginda ve omuzlarinda top sektiren, saciyla oynayan iki teniscisinin rallylerle suslenmis bes setlik toprak macini dusunsenize... pardon o sirada amaclari yorulan kollarini dinlendirmek degil, konsantre olmak ve oyunu ilk once kafalarinda oynamakti(!). nasil da unutuyorum.

ben kacirdim ama nadal odul konusmasinda, djokovic'i yenerek isimi kolaylastiran federer'e tesekkur ederim, dedi mi? federer iki sene once soderling'e tesekkur etmisti. yine dinleyemedim ama amca nadal'in bu defa, paris bizi hak etmiyor, demedigine eminim.

notyerine:her seye ragmen hem turnuvayi hem de finali en cok hak edenin kazandigini dusunuyorum.

MELİH dedi ki...

Federer'e teşekkür etmedi ama, bugün için üzgünüm ben kazandım minvalinde bir şeyler söyledi :) Über mütevazılıktan hafif küstahlığa doğru uzun ince bir yolda sanırım kendisi.

Adsız dedi ki...

Eğer yenebilecek birini eleyebiliyorsa gün gelir yenemediğini de YENER